THIERRY MUGLER’İN EFSANEVİ FOLLIES KADINLARI

By  |  0 Comments

mugler-follies-cabaretex_0

‘Creer une femme plus grande que nature’ (Dev bir kadın yaratmak)

Yazı: Bihter Koray

Rötarlara alışık, geç kalmayla barışık insanım ama bu Paris uçuşumun 3 saat rötarı canımı fena halde sıkıyor. Nihayet 3 saat rötarla Paris’e iniyorum ve kendimi bir taksiye atıyorum. Taksiye yerleşip, tam içime bir huzur dolacakken, toplu taşıma grevinden dolayı oluşan inanılmaz trafik mikro bir panik atak sebebi oluyor içimde. Aylardır beklediğim ve ilk gösterimler olduğu için zor bilet bulunan Thierry Mugler’ın Theatre Academia’daki Mugler Follies kabaresini kaçırırsam pilotu asla affetmeyeceğim.

2 saatlik taksi yolculuğunun ardından, otelime ışık hızıyla girip, check in yapmadan, odama fırlıyorum ve Thierry Mugler kabaresi için özellikle seçtiğim derin yırtmaçlı deri kalem eteğim ve deri kravatlı ipek gömleğimle, iğne topuk straslı ayakkabılarımı hızla üzerime geçiriyorum ve daha önceden rezerve ettiğim taksiye atlayıp Theatre Academia’ya doğru yola koyuluyorum.

Lola Laurent Mercier

Salona girmemle şovun başlaması bir olduğu için yol boyunca hayalini kurduğum şampanya hayalim kursağımda kalsa da şov beni kollarının arasına alıyor ve diğer şeyler diğer şeyler olarak aklımın ücra bir köşesinde dosyalanıyor. Benim için 80’lerin en güçlü ismi olan Thierry Mugler’ın fantastik, romantik ve erotik şovu tek kelimeyle nefes kesici. Dans, akrobasi, şarkı, mini defilelerin olduğu şovda birbirinden karizmatik 25 sanatçı yer alıyor.

Büyüleyici olan ise her sanatçının kendi karakterinden bir ışık sızdığını görmek. Zaten opera, tiyatro ve filmler için kostüm tasarlama konusunda bir dahi olan Mugler, rollere göre insan ve kostüm değil, insanlara yani karakterlere göre rol ve kostümler seçmiş. Kabaredeki şovların ve Thierry Mugler’ın resrospektif tadında belli bir sırayla ortaya çıkan kostümlerin uyumu çok ince düşünülmüş. Şovların içeriğine göre sahnede değiştirilebilen kostümler ise Mugler’ın estetik konusunda olduğu kadar teknik anlamda da ne kadar sivri bir noktada olduğunu net bir şekilde ortaya koyuyor.

Hani Cem Yılmaz’ın şovuna gidersiniz, karnınız ağrıyana kadar gülersiniz ve ertesi gün bir arkadaşınıza anlatmaya çalıştığınızda anlamsız gelir ya, bu şov işte öyle bir şey. Yaklaşık 2 saat süren şovun ardından, hayranlık ve susuzlukla, şovda yer alan arkadaşım Lola’yı beklerken, salondan çıkan insanların yorumlarını dinliyorum. Herkes kostümlerin ihtişamından, sağ gösterip sol vuran zekice detaylardan bahsediyordu.

Mugler-Follies-260813-9Lola’nın yanımda belirmesiyle, sonunda buradan çıkıp şampanya içebileceğim için çocukça bir sevinç kapladı içimi.

Lola kim mi? Lola ile geçen sene Paris’te Le Royal Monceau’da katıldığım özel bir davette tanıştık. Paris’in yüksek sosyetesinin hepsi birbirine benzeyen tarzda insanlarının içinde sanki bir Fellini filminden fırlamış bir karakter içeri girdi. Marilyn Monroe tarzı peruğu, vintage Thierry Mugler tayyörü, arkası tek şerit file çorap ile giydiği bantlı Louboutin’leriyle gecenin en renkli ve dikkat çekici figürüydü.

Ben bu çarpıcı kadına baka dalarken, yanıma geldiğini fark ettim. Acaba arkamda tanıdığı biri mi var diye arkama baktım, o sırada kalınca bir kadın sesi bana ‘Pardon elbisen Balenciaga mı acaba’ diye sordu? Aaa, o benden daha hızlı çıktı. Tarzı bu kadar iddialı birinin gelip elbisemi sorması da beni onore etmedi değil  tabii. Ben de Ezra + Tuba dedim. Arşivim için çekmek istiyorum dediğinden koltuklarım o kadar kabarmış ki, sonradan resmi bana attığında haute couture içinde bir balon gibi çıktığımı gördüm. Adı Lola imiş , ama asıl adı Laurent Mercier. Sohbet ettikçe daha önce Jean Paul Gaultier ve Balenciaga için kreatif direktörlük yaptığını, 8 sene boyunca Lenny Kravitz’in kostüm tasarımcısını olduğunu anlattı.

Ben bir Türk olarak hemen facebook, twitter kontrolü yaptım. Kullanmıyor sadece Instagram kullanıyor. Neden mi? Çünkü ona göre popüler olan yok olmaya mahkum olurmuş. Hele ulaşılabilir olmak en son istediği şey. Çünkü o içinde bir diva ve bir moda işçisini barındıran bir karakter. Lola ve Laurent için onlar geceyle gündüz gibi birbirini tamamlayan bir çift diye bahsediyor. Laurent’la başladığı hayatta, Lola’nın ortaya çıkması çok gecikmemiş. Şimdi ise Laurent’ın bittiği yerde Lola başlıyor diyor.

İsviçre’nin küçük bir kasabasında doğan Laurent moda ile sokakağa fırlatılmış, Christian Dior’un ölüm yılı olan bir L’Officiel sayısını bulmasıyla başlamış. 50’lerin tarzından, yani Dior’un yaratıcısı olduğu New Look’tan o kadar etkilenmiş ki, bu içinde uyuyan Lola’yı uyandırmış. Laurent gay bir erkek ve hiçbir zaman da kadın olmayı istemedi istemeyecek diyor. Esas hesap kadın olmakta değil, Diva olmaktaymış. Lola gerçekten bir Diva, onu ne zaman görsem 1 km uzaktan görünen takma kirpikleri, peruk ya da saç aksesuarları, kırmızı ruju, 50’lerin stilinde tayyörleri ve Louboutin’leri ile kusursuz bir estetiğe sahip. İşte bu akşam da bu kadar çarpıcı ve ihtişamlı. Siyah tayyörü, altın sarısı Rolex saati, serçe parmağındaki kocaman taşlı yüzüğü, leopar desenli kürkü ve stilettolarıyla bir dergi çekiminden fırlamış gibi. Tiyatrodan çıkar çıkmaz hemen bir sigara yakıyor ve taksi beklemeye başlıyoruz. Ama nafile Paris’te taksi bulmak bu devirde koca bulmak gibi bir şey. Yani şans.

show-gallery-sketches11

En sonunda hadi gel metroya diyor. Metrodaki insanlar biraz hayret, biraz hayranlık biraz da merakla bize bakıyorlar. Bu Lola’nın hoşuna gidiyor. Hadi gel senin fotoğraflarını çekeyim diyorum, hemen poz vermeye başlıyor.

Oturduğumuzda Lola’ya kırmızı rujun dudağında nasıl bu kadar mat durduğunu soruyorum, kirpiklerini nasıl bu kadar çarpıcı olduğunu vs. Dudaklara ruju sürdükten sonra biraz transparan pudra ve karton takma kirpik sırlarının yanında bana öpüşürken çıkmayan rujun markasını da söylüyor. Unutuyorum. Birkaç durak sonra bir arkadaşımızın işlettiği ve şu an Paris’te a l’imprevu çılgın geceler yaşayabileceğiniz yegane yerlerden biri olan Cafe Francais’ye gidiyoruz. Emmanuel d’Orazio bizi kapıda karşılıyor ve bizi restoranın çılgın partiler gerçekleşen, çılgınlıkların sarı kadife perdelerle gizlendiği bölümüne götürüyor.

Sonunda Moet Chandon’larımız geliyor. Bu arada Emmanuel yeni şampanya kadehlerini nasıl bulduğumuzu soruyor. Artık flüt kadehler demodeymiş, eski tarz kadehler geri dönmüş. İşte tam Lola’ya göre kadeh diye espri konusu oluyor bu kadehler.

Lola’yla sohbet ederken konu nereden geliyorsa Marlene Dietrich’e geliyor. Bak diyor mesela M.D. son derece sıradan, averaj güzelliğe sahip bir kadın. Bana da bu ilham verdi. Ben de güzel değilim ama bu kendimden bir Diva yaratmama engel değil. Ben bir fantezinin peşinden koştum ve onu yakaladım diyor.

Fantezin neydi diyorum. ‘Creer une femme plus grande que nature’ diyor.

 

 

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *