METİN AKDÜLGER : DERİN SULARDA

By  |  0 Comments

Havalar ne kadar soğudu, ne kadar karardı, diye söylendiğim günlerin birinde Metin Akdülger röportajı için genç oyuncunun evine doğru yola çıkıyorum. Karşılaştığımız anda ne zamandır bir gece hayatı gezmesi yapamadığımızdan şikayet ederek konuşmaya başlıyoruz. Bu gece Topless nasıldır acaba konuşmaları geçerken basın danışmanı Seda Altuner konuya dahil olup, Metin’in Jack White konserinde eğlenirken kendisine gönderilen mesajlardan bahsediyor. “Metin çok dans ediyor” başlıklı mesajları gülerek anlatan Seda’ya ilk tepkim “Jack White konserinde ya ne yapacaktı?” olsa da durumu anlıyorum. En son birlikte dışarı çıkışımızda Metin ile karşı takımlarda yer alıp birbirimize meydan okuyarak “battle” yaptığımızı hatırlıyorum. Sonuç olarak bir şey yapıyorsa hakkını veren insanlardan. Hemen her şeyden utana sıkıla yaşayan toplumumuz için konserlerde dans etmek bile ters baksanıza. Hal böyle olunca onun rahatlığı göze batıyor. Oynadığı rolün “gıcık”lığı ile birleşen seksi tavrı ise göze batmanın ötesinde bir yerlerde. Sinema filmi “Bensiz”i izleyince “Ne kadar iyi oyuncuymuş” diye içimden geçirdiğim genç adam, şu sıralar Stutgart Türk Filmleri Festivali’nde görücüye çıkmaya hazırlanan filminin kendisi için önemini anlatırken aileye hayatına selam çakmayı da unutmadı. Hemen her konuda sohbet edebileceğiniz derin sularından bilmeniz gerekenler aşağıda…

 cerc.Ksım

Röportaj : Oben Budak

O.C’yi izliyor muydun, seviyor muydun?

Evet gayet iyi bir diziydi.

O.C’yi izlerken büyüyünce Luke rolünü, yani Türkiye versiyonundaki Orkun’u canlandıracağın aklına gelmemiştir herhalde ama Luke’a bakış açın nasıldı?

Hazırlıkta İngilizce dersinde hocamız bize O.C’yi izletiyordu. Bu yüzden çok detaylı izlemişimdir aslında. Luke’u çok seviyordum. Tam zamanının adamıydı.

Seçmelere Luke için mi gitmiştin?

Hangi karakter olduğunu bana söylememişlerdi. Ben kendiliğinden çalışıp gittim. New York’tayken alt komşum olan Arnavut asıllı Agim diye bir arkadaşım vardı. Onunla birlikte çalıştık ve sonrasında Türkiye’ye gelip seçmelere girdim.

metin3

New York’a yerleşmek gelmedi mi içinden?

Öyle bir amaçla gitmemiştim açıkçası. Herkes oyunculuk okulları konusunda New York’u o kadar çok övüyordu ki, bakmak istedim. Ama ben kendi gittiğim okulları çok beğenmedim. Belki burada deneyim yapıp aralarda gidip o eğitimi almak daha yararlı olabilir. Gitmeden “Bensiz” filmini çekmiştim, tiyatro oyunlarımı bitirmiştim. Ve üç yıldır hiç tatil yapmamıştım. Gideyim bir oyunculuk okulları kovalayım, birileriyle tanışayım dedim ama beni çok çekmedi.

New York’a dair en çok sevdiğin şey?

Oralı diye bir şey yok ya, o çok hoşuma gitti. New York’a gittin mi sen de New York’lusun. Kendini dışlanmış hissetmiyorsun. Bir de ilgilendiğin her şeyi rahatça bulabildiğin bir yer. Origami ile uğraşan biri için bile fırsatlar var.

Değil mi, araştırsan Origami dükkanı vardır kesin.

Sadece dükkanı değil, festivali bile vardır. Sanatsal anlamda imkanları çok. Ama ben ülkemde bir şeyler yapmak istiyordum. Film çekmiştim, oyunlar yazıyordum, sonra da Medcezir çıktı ve döndüm. Ama döndüğüm zaman sıfırdan başladım. Reset attım kendime. New York’tan gelip ilk bu eve girdim, hayatıma yeniden başladım. Benim kafamı açtı New York.

Ama Allah’tan canlandırdığın karakter de Amerikan kültürüne çok uzak değil.

Evet dizideki çocuklar eğitimleri dolayısıyla o kültüre yakınlar. Ben de Koç Üniversitesi’nde okuduğum için o kültürü biliyorum. O tarz bir sosyokültürellikten geçen insanların nasıl hareket ettiklerini biliyorum. Yönetmen senaryoyu teslim ettikçe bir şeyler şekillendi.

Orkun karakterine dönmek istiyorum, lise yıllarında Orkun’un onda biri bile olsa, bir kız için gıcıklık yaptığın dönemler olmuş muydu?

Ben lisedeyken gerektiği kadar sosyal, kendi halinde takılan biriydim. Rock grubumuz vardı, öyle takılıyorduk. Popüler çocuk, ezen dışlayan çocuklardan değildim. Öyle bir hikayem olmadı.

metin6

Aykırı biri sayılır mıydın lisede?

Bizim okulun formaları lacivertti, üzerimize beyaz polo tişört giyerdik. Ben laciverti sevmezdim, polo tişortu da sevmezdim. Siyah ceket kullanırdım bu yüzden ki hala dolabımda duruyor.

Peki dizi ilk haftadan büyük ses getirince sen de bir hafta içinde ünlü oldun diyebiliriz, bu durumun senin bünyende yarattıkları neler oldu?

Ben geceleri çok dışarı çıkan, insan içinde gezen biri olmadım hiç. Bu yüzden ünlenme hikayesini daha çok metroda hissediyorum. Sokakta, dükkanda, orada burada fark etmeye başladım. İyi ya da kötü olarak sınıflandırabileceğim bir şey değil bu durum. Güzel, pozitif geliyor bana. Sanatsal bir şeyin peşine düşen bir insan olarak daha çok insana hitap ediyor olmak güzel bir şey. Avantajlarını kullabileceğim güzel bir durum.

Sonradan sakat kalıp yürüyemeyen bir futbolcuyu canlandırdığın “Bensiz” filmi vizyona girdiğinde, gençlik dizisiyle ünlü olmuş biriyim, küçük bütçeli sanatsal filmlerde umarım yanlış anlaşılmam diye kaygıların oldu mu?

Hayır olmadı. Film disiplini beni cezbetti açıkçası. Kariyer odaklı düşünmedim, oradaki Necip karakterinin yaşadığı gibi hayatlarla tanışınca filmi yapma isteğim daha da arttı. Ne kadarı gözükmüştür, ne kadarını verebilmişimdir bilmiyorum ama ben kendi adıma fiziksel dünyanın hayatın merkezinde olmadığını fark ettim bu filmle beraber.

metin4

Bir yandan da harıl harıl tiyatro oyunları yazıyorsun, onlar ne alemde?

Şu an projenin ilerleyiş sürecindeyim. 5 tane oyun yazdım ama ikisi üzerinde yoğunlaştım. Onları kademeli olarak, doğru ekibi de yakalayarak ortaya çıkarmak istiyorum. Asıl yapmak istediğim iş tiyatro benim.

Ortalama emeklilik hayallerinde hep bir çiftlik kurup orada kendi sebzelerini yetiştirip, hayvanlaral yaşlanmak vardır ya, senin hayatın öyle bir evde başlamış, bu yüzden emeklilik planın daha değişik olabilir mi?

Ben pek gelecek planı yapma taraftarı değilim. Ama kumsalda tahta bir evim, surf yapabileceğim bir sahilim olsun yeter.

Bu hayal tek kişilik gibi, insanların içine de çok çıkmıyorsun. Yalnızlık hoşuna giden bir duygu mu?

Yalnızlık bence güzel bir durum. Kendinle başbaşa kalıp kendini dinleyebildiğin, özellikle üretim anlarında pozitif bir şey. Doğru iletişim kurduğum insanlarla çok vakit geçirirm ama yine de yalnızlığı severim. Çocukluğumda bile odama gider 6-7 saat gıkım çıkmadan oyun oynardım. Ama bu depresif bir şey olmadı hiçbir zaman, haz alırdım.

Marie Claire dergisine verdiğin röportajda “Güzel kadınlardan hoşlanırım ben, mesela Marion Cotillard gibi” demişsin ya, Marion sana güzel mi geliyor cidden diye sormak istedim. Sadelik mi buradaki kriter, davranışlar mı Fransız soğukluğu mu?

İçiyle bir gözüken kadınları severim de o yüzden öyle dedim. Marion’un oyunculuğunda da kaynaklanan bir gerçekliği var. Beyazperdede izlediğim kadarıyla filtresiz bir kadın. Bu yüzden çok etkileyici geliyor. Benim için güzellik öyle bir şey; için dışın bir olmalı, net olmalı, ayakları yere basmalı. İnsanlardaki filtreleri sevmiyorum, merhabalaşırken bile anlarsın ya.

metin5

Şu an sana hayranlık duygusuyla yaklaşanlar da biraz o bakışlarla gelmiyor mu? Geceleri senin yanına o sahte gülümsemeyle gelen kadınları dışarıdan izlerken çok eğleniyorum mesela.

Evet, yanıma gelen kadınlar beni tanımıyor aslında ama baktığında tanıyorlar da. Evlerinde en mahrem anlarında ekranda onlarla beraberim. Bu yüzden bir yakınlık hissedip geliyorlar. Bu yakınlığı hisseden ve güzel bir enerjiyle merhaba diyen insana ben de merhaba diyorum. Ama bazen başka kafalarla yanıma gelen oluyor tabi.

Güzelliğinin haricinde oynadığın rolünde bir artısı var tabi, serseri olan her zaman kazanıyor biliyorsun.

Uç rollerin daha kirli hallerini de görebiliyorsun ya, bu benim hoşuma giden bir şey. Sinemada da tüm çıplaklığıyla gördüğüm karakterleri daha çok severim.

Peki giyim tarzına gelelim, nereden buluyorsun üzerindekileri, internet’ten mi alıyorsun, geze geze mi?

İnternetten hiç alışveriş yapmıyorum çünkü ölçülerime uygun olup olmayacağını kestiremiyorum. Şu sıralar Galata’da Paris-Texas’tan giyiniyorum. Fifth Avenue da güzel. Yurtdışındaki küçük butikleri gezmeyi seviyorum. Genel olarak şu tarz diyebileceğim bir beğenim yok açıkçası.

Moda çekimlerinde de sorun çıkartmıyorsun ve kılıktan kılığa giriyorsun ya, o durumuna bayılıyorum. Ünlüler değişimden hiç hoşlanmaz genelde.

Güveniyorum çalıştığım insanlara, tanıyorum onları. Aynı dilden konuşuyoruz ve anlaşıyoruz.

En çok ne vardır gardırobunda?

Bisiklet yakalı tişortlar var. Eskiden çok eşofmanım vardı. Jean giymezdim, sürekli eşofman ya da canvas giyerdim. Sürekli ders çalışıp futbol antrenmanlarına gittiğim için rahatlığı seçmiştim.

metin2

Amerikan futboluna ilgin hala devam ediyor mu?

Ediyor tabi ama izleyici olarak. Şiddetli karşılaşmalara dayanacak yaşı geçtim. Amerika’da benim pozisyonumda oynayan insanlar 25 yaşında emekli oluyorlar.

O elbiseler ne kadar koruyor, ayıptır sorması?

Onlar koruyor aslında ama bir maçta 100 kere aynı darbeyi yediğin oluyor. Maçlardan sonra yürüyemeyecek hale geliyorsun normal olarak.

Az önce anlatırken uyandım, ailenle tatile gidiyorsun hala. Birçok kızın ne kadar hoşuna gider bu durum…

Çok az görüşebiliyoruz çünkü. Bursa’da oturuyorlar ama pek gidemiyorum. Ttatile gidince hem onlar mutlu oluyor hem ben, güzel enerjilerle dönüyorum o tatillerden.

Hem tekbaşınalıktan hoşlanıyorsun hem aileni seviyorsun… Biriyle birlikte bile yaşayamazmışsın gibi gelirken, aile kurmaya bakış açın nedir?

Öyle kurallarım yok hayatımla ilgili. Anlaşabileceğim biri olduktan sonra aynı paydada yaşamaya başladığında berbaer yaşıyor olmak, aynı mekanda olmak seni rahatsız etmiyor. Aksine yaşama daha çok bağlıyor. Aile bu prensip üzerine kurulduğu zaman gerçekten güzel bir şey. Sosyal bir sözleşmeye dönecekse devlet sistemi gibi, o zaman insan mutsuzluğa çekiliyor. Böyle bir paylaşıma geçebileceğim biri olduktan sonra evliliği çok isterim.

FOTOĞRAFLAR LARA SAYILGAN/STUDIOPLUS

MODA EDİTÖRÜ ALEXANDER KOKOSKERIYA

ADAM METİN AKDÜLGER

RÖPORTAJ OBEN BUDAK

SAÇ MAKYAJ UĞUR KIRAL

MODA EDİTÖRÜ ASİSTANI EMİR KAYNAK

FOTOĞRAF ASİSTANI ERMAN İŞTAHLI/STUDIOPLUS

FOTOĞRAF POST PRODÜKSİYON CEM YURTSEVER

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *