ROMANTIC GANGSTER : ALİ AKSÖZ

By  |  0 Comments

Dinamikleri ne peki? İnsanın kendini keşfetmesi uzun süre alıyor, onunla alakası olabilir mi?

Bu biraz, yaratıcı olmanın, yakın geçmişe kadar, hâlâ küçümseniyor olmasıyla ve hayatın daha kesin çizgilerle belirlenmiş olmasıyla alakalı bir durum. Hatırlayalım, bu binyılın başlarında bile bir gencin hayatı okul-erkekse askerlik-iş-evlilik-ev-araba-çocuk lineer yapısında ilerliyordu, hayatta üzerine iyi düşünülmesi gereken yalnızca birer seçim şansımız olduğu hissettirilmişti bize. Bölümümüzü iyi seçmeliydik çünkü başarısız olursak sokağa düşerdik, işimizi iyi seçmeli ve onu sevmeliydik çünkü bunu yapamazsak işsiz güçsüz birer avare olurduk, eşimizi iyi seçmeliydik yoksa evde kalırdık. Bu kalıplar artık yoklar, devlet memurluğu yaptıktan sonra, neredeyse 40 yaşında senaristliğe başlayan rahmetli Meral Okay’lar, yıllarca finans sektöründe çalıştıktan sonra 45 yaşında doktor olan Ruth Lavigne’ler, 60 yaşında bekâr ve hazperest yaşamı seçmiş erkek ve kadınlar, eğlenceli bir şarkıcılık serüveninden sonra gerçek karakterini hicivde ve yazarlıkta bulan Atilla Taş’lar var. Tek atımlık barutumuz yok, kendimizi mutlu eden şeyi bulana kadar – bu lüksümüz varsa tabii – deneyebileceğimiz ihtimallerimiz var. Olasılıklar dünyası ilk defa gerçekten önümüzde açılıyor. Ortalama ömrün uzamasıyla da artık hayatımızla tek bir kâğıt figür yapmak zorunda değiliz, insanlar kendilerini periyodik olarak baştan icat edebilirler. Ben öyle yapıyorum.

 Bir röportajında “İnsanoğlu bu dünyanın başına gelen en kötü şey” demişsin, nasıl kurtulacağız kendimizden? Hem dünyayı mahvediyoruz hem de birbirimizi. 

Mahvolarak kurtulacağız belki de. Ya da mahvolmanın eşiğinden dönecek az bir kısmımız ve daha güzel şeyler kuracaklar.

Bu konu biraz da ‘Kim dinliyor bu Serdar Ortaç’ı’ konusu gibi değil mi? Dünya gözümüzün önünde yok oluyor, herkes bunun bilincinde… Konuşmaya geldiğinde üzülüyoruz ama evde yine her yerde elektrikler yanıyor, küvetler dolduruluyor. Hiç bitmeyecekmiş gibi bir harcama içindeyiz.

Ne yazık ki bizim sorunlarımızdan biri baştan savma iş görmemiz. Problemlere gerçek çözümler üretmek, o çözümleri gerçek kılmak için çalışmak, yapılması gerekenleri yapmak yerine sosyal medyada #’li tweet’ler atıyor, Facebook statüsünde ciddi konuşmalar yapıyor, rutinlerimizi kırmak ve güvenli bölgelerimizden biraz olsun çıkmak yerine hep bir başkalarına, muğlak kişilere bırakıyoruz sorumluluğu. Bu sorunlarımızı çözmeyecek. Harekete geçmeliyiz. Sadece bir gün ışıkları kapatıp açmak yetmez, sadece Yulin’i uzaktan protesto etmek yetmez, sadece sifonu az çekmek yetmez. Yetmiyor, yetmeyecek. Bize farkında ve öncelikleri doğru belirlenmiş yeni hayatlar lazım.

Dizi dünyasından uzaklaştığını düşünüyor musun?

Oynamadıkça ve yapılan dizileri kendine yakın bulmadıkça uzaklaşıyorsun tabii ama uzaklaşmamaya çalışıyorum, çünkü beni sürükleyen bir iş geldiğinde yapmak istiyorum. Ama heyecanlanmadığım bir işte bu kadar yoğun bir tempoyla çalışmanın da bir anlamı yok benim için, o yüzden gelenleri kabul etmedim.

Giderek daha kötü bir hale gelen senaryolar nereye varacak sence?

Senaryolar hakkında söylenecek çok şey yok, ben tuhaf bir girdaba kapıldığımızı düşünüyorum. Dışarda çok iyi yazarlar mevcut ama bu anlatım usullerinin ve bu diyalogların ve bu olayların olması gerektiğine dair yerleşmiş bir inanç var. Kır(a)mıyorlar. Hem izleyicinin, hem de dizileri hazırlayanların biraz daha cesur davranması gerekiyor bence, mevcut anlatımların dışına çıkılması, aynı karakterleri ve olayları temcit pilavı gibi aynı ısıtıp ekrana sürmek yerine yeni ve heyecan verici öyküler ve kahramanlar yaratmak gerek. İyiler pirüpak, kötüler komple kaka olmaktan çıkmalılar. Sorunlu başrollerimiz; sempatik antagonistlerimiz; başroller kadar önemli, hikâyelerdeki görevi net, kendi sesi olan yan rollerimiz olmalı. Bu yan roller özgür olmalılar, başrollere, jönlere hizmet etmek yerine, hikâyenin adamı olmak zorundalar. Zira sinemada da, dizide de asıl yıldız senaryodur. Senaryo işi de, rolleri de, oyuncuları da yüceltir, onlara kendilerini gösterme fırsatı verir.

İşi iyi bilen biri olarak ne yapılabilir sence?

Karakterlerimiz kendileri gibi konuşmalı ve davranmalılar. Mevcut temalara orijinal bakış açıları getirebilmeliyiz, yeni temaları hikâyelerimize entegre edebilmeliyiz. Hatta belirli janrların dışına çıkmanın da zamanı geldi, noir, fantastik, bilimkurgu ve korku türlerine ciddi yaklaşmak ve üzerlerine öykü kurmak gerekiyor.

Prev2 of 4Next

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *